 saint st patrick's day 2006
Perşembe, Temmuz 20, 2006 - BEN GELDİM........ |
SONUNDA GELDİM.10 GÜNDÜR TATİLDEYDİM.TATİL ÖNCESİ DE BLOGUMA PEK UĞRAYAMADIM BU ARALAR ÇOK YOĞUNUM.BEN YOKKEN DE BENİM SAYFAMI ZİYARET EDEN HERKESE ÇOK TEŞEKKÜR EDERİM.
|
| • 7 Yorum • Yorum yaz! • Bağlantı |
Cumartesi, Hazirane 17, 2006 - BEN VE YAŞLARIM-CAN DÜNDAR |
| Benim yaşlarım
İnsan 5 yaşına gelmeden anlıyor; açlığın öldürdüğünü, soğuğun dondurduğunu, ateşin yaktığını... Sevgisizliğin insanın canını acıttığını... Duyguları, nesneleri, kişileri, çevresini tanıyor. Her şey ona çok büyük görünüyor: Ev, masa, anne, baba... 10'una gelmeden oyunla, sayılarla, harflerle tanışıyor. Azgın bir iştahla öğreniyor. Kız ya da erkek olduğunu fark ediyor. Dünyanın evde, okulda kendisine anlatılandan da büyük olduğunun ayırdına varıyor. *** 15'inde, tam da en çok kendini sevdireceği çağda, sivilcelenen yüzünden, değişen bedeninden utanırken aşkı keşfediyor. Dış dünya kadar iç dünyanın da büyük salonları ve kendisinin bile bilmediği odaları olduğunu, açıldıkça o odalardan devasa bahçelere çıkıldığını hissediyor, büyüleniyor. Şarkıların içinde sevdalar gezdirdiğini, şiirin her türden hasreti dindirdiğini anlıyor. Aşk acısını öğreniyor. Yine de seviyor; ille seviyor, inadına seviyor. 20'sinde putlarını yıkıyor, başkaldırıyor, kanatlanıyor. Her şey ona küçük görünüyor: Ev, masa, anne, baba... "Dünya küçükmüş; büyük olan benim" efelenmeleri başlıyor. Lakin dünya bunu bilmiyor. O yüzden 20'ler çoğu zaman hayal kırıklıklarıyla geliyor. *** 25'inde ayaklar biraz yere değiyor. Okul bitiyor, iş telaşı başlıyor. Sınıfta öğrenilenlerin akı, sokaktaki gerçeklerin karasına çarpıp grileşiyor. Yolu hızlı gelenler çabuk yorularak, sevdiğini bulanlarsa kalbinden vurularak evleniyor genelde... 5 yıl önce uzak bir ülke olan "istikbal", daha yakına geliyor. "Bir denizde yangın çıkarma" hayali erteleniyor. "Dünya zor"laşıyor. *** 30'unda muhasebeye başlıyor insan: "Dünya hâlâ beni tanımadı, üstelik galiba ben de dünyayı tam tanımıyorum" dönemi... Mevcut bilgilerin sorgu yeri... Kuşkunun beyliği... Tehlikeli yaşlar: "Bunun nesine hayran oldum ki ben" pişmanlıkları, "Hakkımı yediler" sızlanmaları, sırta saplanan hançerler, çelmeler, dost kazıkları, ağır ağır olgunlaştırıyor insanı... *** 35, yolun yarısı... Hiç okul asmadan, evden kaçmadan, bir terasta sevdiğiyle öpüşüp bir çadırda uyanmadan 20'sine gelenler için gecikmiş telafi çağları... Daha önce hiç yüz verilmemiş ana-babaların sözüne yeniden kulak kabartılan yaşlar... Olgunluğun karasuları... 40'ında eski kotlar dar gelmeye, saçlara ak düşmeye, aile büyükleri yaşlanıp ölmeye başladığında bocalıyor insan... Panik, kadınları kuaföre sürüklüyor, erkekleri araba galerilerine; ve ikisini birden yeni sevda hayallerine... Yiten gençliğe, boyalı saçlarla, içe çekilen karınlarla, kırmızı arabalarla çare aranıyor. *** 45'inde "istikbal" denilen o uzak ülkenin toprağına ayak basıyor insan... Hem ölüm yarınmış gibi, hem hiç ölmeyecekmiş gibi yaşamasını öğreniyor. Eski dostlar, hatıralar kıymete biniyor. Didişmenin yerini sükûnet, böbürlenmenin yerini nedamet, kinin yerini merhamet alıyor. "Keşke"ler "iyi ki"lerle, hırslar hazlarla yer değiştiriyor. Bu dünyayı silkelemekten, daha iyi bir dünya için kavga vermekten vazgeçmeseniz de, öbür dünya umuduna da kulak kabartıyorsunuz, ara sıra... *** Genellenemez tabii; bunlar benim yaşlarım. Sonrasını bilmiyorum henüz; öğrendikçe yazarım.
CAN DÜNDAR
|
| • 2 Yorum • Yorum yaz! • Bağlantı |
Çarşamba, Mayıs 17, 2006 - SOBELENDİM... |
***********sobe************
aslanbay sevinç arkadaşım sağolsun beni sobelemiş.....
BİR RENK OLSAYDINIZ BEYAZ OLURDUM:
TEMİZLİĞİ,SAFLIĞI VE GELİNLİĞİ ,YENİ BİR HAYATA BAŞLAMAYI TEMSİL ETTİĞİ İÇİN.
BİR ÇİÇEK OLSAYDINIZ:
KIRMIZI GÜL OLURDUM:AŞKIN ÇİÇEĞİ OLDUĞU İÇİN.
BİR YEMEK OLSAYDINIZ GÜZEL BİR ÇORBA OLURDUM:
YEMEĞİN ZEMİNİ OLDUĞU İÇİN.ÇORBA OLMADANYEMEĞE BAŞLANMAZ VE KARNIMIZ DOYMAZ.
BİR KİTAP OLSAYDINIZ:
AŞK KİTABI OLURDUM:SEVENLERİ KAVUŞTURMAK İÇİN.
BİR MEVSİM OLSAYDINIZ
İLKBAHAR OLURDUM:HAYATI YENİDEN CANLANDIRDIĞI İÇİN.
BİR MEYVE OLSAYDINIZ
ÇİLEK OLURDUM: EKŞİ VE TATLI BİR ARADA OLDUĞU İÇİN,HAYAT DA ÖYLE DEĞİL Mİ...
İNSAN YÜZÜNDE BİR ORGAN OLSAYDINIZ
DİL OLURDUM:HEM İYİ HEM DE KÖTÜ OLABİLDİĞİ İÇİN.İYİ OLMAK KESİNLİKLE BİZİM ELİMİZDE.YETER Kİ İSTEYELİM.
OH BE.....
BEN DE meryemcemurat ARKADAŞIMI SOBELİYORUM...
HADİ BAKALIM KOLAY GELSİN.
|
| • 3 Yorum • Yorum yaz! • Bağlantı |
Cumartesi, Mayıs 13, 2006 - ANNELER GÜNÜNÜZ KUTLU OLSUN... |

Ölmeden Önce ’Çocuğa Bakma Kılavuzu’ Hazırladı
|
İngiltere'nin Güney Galler bölgesinde 2001 yılında meme kanserine yakalanan ve geçen yıl 31 yaşında hayatını kaybeden Anne Helen Harcombe’nin, kızının "Anne artık bana nasıl bakacaksın?" sorusu karşısında bu ’ona bakma kılavuzu’ hazırlamaya başladığı bildirildi. Harcombe'nin ölmeden önce de notları kocasına iletilmek üzere anne babasına teslim ettiği ortaya çıktı. Harcombe’nin, kocası Antony’ye bıraktığı notlardan bazıları.. - Ffion’un okuldaki öğle yemeği parası her pazartesi bir zarfa koyulacak. - Her eylül ayında kızımıza okul üniforması alınacak. - Ffion’a sebze ve meyve yedirmeyi unutma. - Fazla zaman geçmeden banyo kapısına bir kilit taktır. Yaşı ilerledikçe Ffion bunu takdir edecektir. - Kızımızın düzenli olarak yüzmesini sağla. Çok önemli. - Yemekten önce, tuvaletten sonra ellerini yıkama alışkanlığı kazandır. - Ffion’un vaftiz anne babasıyla, arkadaşlarımla ve özellikle de annem ve babamla teması koparma. Yoksa iki elim yakanda olur
|
fotoğraf :www.balca.net
yazı :www.cicibebe.net |
| • yok Yorum • Yorum yaz! • Bağlantı |
Cumartesi, Mayıs 6, 2006 - ATO'dan tüketiciye '869' çagrisi |
ATO'dan tüketiciye '869' çagrisi Ankara Ticaret Odası (ATO) Başkanı Sinan Aygün, ithal ürünler yerine Barkodu '869' ile başlayan yerli malı ürünleri satın alma çağrısı yaptı.. Aygün, tüketim malı ithalatına giden her 6 bin 500 doların Türkiye'de bir kişiyi işsiz bıraktığını belirterek, '869'u al, çocuğun İşsiz kalmasın' dedi.. Aygün, yaptığı yazılı açıklamada, yabancı markalı Ürünlerin market raflarını istila ettiğini ve ithal ürün tüketimi Nedeniyle Türkiye ekonomisinin çıkmaza girdiğini kaydetti.. Aygün, bir ürünün Barkoduna bakarak hangi ülkeye ait olduğunun anlaşılabileceğini anımsatarak, Türkiye ekonomisinin kurtuluşunun 869 rakamında gizli olduğunu savundu.. Aygün,
Şöyle konuştu: Türkiye ekonomisi bugün güçlü ekonomiler karşısında bağımsızlık savaşı veriyor. Bu savaşta parolamız 869'dur.
Yani, TÜRK Ekonomisinin şifresi = 869'dur.
Savaşı kazanmak ve başı dik gezmek istiyorsak, ülkemizin ürünlerine sahip çıkalım. İthal ürünlere verdiğimiz her kuruş, ekonomimizi çıkmaz sokağa götürüyor, yerli sanayinin bacası tütmez oluyor. Gençlerimize istihdam yaratılamıyor.
Yerlisi varken yabancı mal almak, kıt kaynaklarımızın dışarıya gitmesi ve yatırımların azalmasıdır. Azalan yatırım, çoğalan işsizliktir.'
ATATÜRK : 1. İzmir İktisat Kongresini, Neden Kurtuluş Savaşımızdan hemen sonra yapmıştır?,
Deha sahibi olmak, ileriyi görebilmektir...
|
| • 5 Yorum • Yorum yaz! • Bağlantı |
Cumartesi, Nisan 29, 2006 - ANNE-BABA SEVGİSİ........ |
Ana-babaya itâat, Kur’ân-ı Kerîm’de ısrarla tavsiye edilmiştir. Konu ile ilgili olarak İsrâ Sûresi 23 ve 24. âyetlerinde şöyle buyurulur:
"Rabbin, "Kendinden başkasına kulluk etmeyin. Ana-babaya iyi muâmele edin!" diye hükmetti. Eğer onlardan biri veya her ikisi senin nezdinde ihtiyarlığa ererlerse, onlara "öff!." (bile) deme! Onları azarlama! Onlara çok güzel (ve tatlı) söz (ler) söyle! Onlara acıyarak tevâzû kanadını (yerlere kadar) indir! Ve: Yâ Rab! Onlar beni çocukken nasıl terbiye ettilerse, sen de kendilerini (öylece) esirge!. de.."
AMİN.....
|
| • 2 Yorum • Yorum yaz! • Bağlantı |
Perşembe, Nisan 20, 2006 - ÇOCUK SİNEMASI (NETTEN) |
ÇOCUK SİNEMASI
Sınıf öğretmeni, çocukların uykuları üzerine bir araştırma yapıyordu. Rüya görmenin insan ruhunu ne kadar rahatlattığını ve onlar için ne kadar gerekli olduğunu belirttikten sonra:
- Söyleyin bakalım!. dedi. Bu gece ne gördünüz?
Çocuklar, tek tek el kaldırarak rüyalarını anlatmaya başladılar. O haftaki rüyaların bir çoğu, üç gün önce meydana gelen korkunç tren kazası ile ilgiliydi. Bir de, cinnet geçiren bir emeklinin, karısı ve çocuklarını yol ortasında bıçaklaması ile...
Öğretmen, arka sıralarda oturan bir öğrencinin el kaldırmadığını görünce, ona doğru yaklaşıp:
- Hayrola arkadaş!. dedi. Yoksa sen hiç rüya görmüyor musun?
Küçük çocuk, yanakları pembeleşirken:
- Elbette görüyorum!. diye gülümsedi. Ama benim rüyalarım çok farklı.
- O zaman, gördüğünü anlat!. dedi öğretmen. Aynı şeyleri görmen gerekmiyor.
Küçük çocuk:
- Ben, dedemle birlikte gittiğim balık avını gördüm!. dedi. Köyümüze yakın olan derede idik. Ve koca bir balık tutarak eve götürdük.
Öğretmen, yaptığı çalışmayı, bir sonraki dersinde de sürdürdü. O hafta görülen rüyaların büyük bir çoğunluğunda, petrol zengini bir ülkenin bombalanması sırasında ölen yüzlerce çocuk vardı. Diğer rüyalar ise, meşhur bir şarkıcının ayağından vurulması ve iş adamlarından birinin kaçırılması ile ilgiliydi.
Öğretmen, arka sıradaki öğrencinin bu sefer de el kaldırmadığını görerek yanına gitti ve ona ne rüya gördüğünü sordu.
Küçük çocuk, dışarıdaki karlı dağlara bakıp:
- Geçen hafta bir çok kuzumuz doğdu, dedi. Rüyamda onları, dağın yamacındaki pınara götürmüştüm. Bu arada çiçeklerle konuşup, gökyüzündeki kuşlarla yarıştım. Onlar gibi uçuyordum havada.
Öğretmen, araştırmasını biraz derinleştirdiğinde, çocuğun diğer kardeşlerinin de aynı türde rüyalar gördüğünü öğrendi. Hatta dedesi bile, onlar gibiydi.Sonunda merak edip:
- Hep bu türden rüyaları görmeniz çok harika! dedi. Sanki birer film gibi her biri. Yoksa bunun için bir formül mü var?
Küçük çocuk:
- Bilmiyorum öğretmenim!. diye gülümsedi. Televizyon alamayacak kadar fakir olduğumuz için, Allah bize bu filmleri gösteriyor olmalı.
Cüneyd Suâvî
ÇOCUKLARA TELEVİZYON İZLETİRKEN BİRKEZ DAHA DÜŞÜNELİM DERİM....! |
| • yok Yorum • Yorum yaz! • Bağlantı |
Perşembe, Nisan 20, 2006 - BASİT BİR SELAM (KÜÇÜK MUCİZELER)- NETTEN |
BASİT BİR SELAM
1930' larda bir Polonya kasabası olan Prochnik'in saygın baş hahamı Samuel Shapira, kırlık bölgede insanı dinç tutan yürüyüşlere çıkmayı adet edinmişti.
Sıcak, sevgi dolu ve merhametli kişiliğiyle tanınan haham yürürken karşılaştığı yahudi olsun , olmasın herkese selam vermeye dikkat ederdi.
Günlük yürüyüşlerinde sürekli karşılastığı insanlardan biri de, çiftliği kasabanın dışında olan Bay Mueller adında bir köylüydü. Haham Shapira, tarlasında harıl harıl çalışan çiftçinin yanından her sabah geçerdi. Haham başıyla selam verir ve güçlü bir sesle " Günaydın Bay Mueller, " derdi.
Haham sabah yürüyüşlerine başlama kararı alıp da Bay Mueller'i ilk kez bu şekilde selamladığında, çiftçi soğuk bir bakışla arkasını dönmüştü. Bu köyde, Yahudiler ve Yahudi olmayanlar arasındaki ilişkiler iyi değildi; dostluklarsa çok nadirdi. Fakat haham yılmadı. Günlerce Bay Mueller'i içten bir merhabayla selamladı. En sonunda çiftçi hahamın içtenliğine inanmış, onun selamlarına şapkasını eğip gülümseyerek cevap vermeye başlamıştı.
Bu olay yıllarca sürüp gitti. Her sabah haham Shapira," Gunaydın Bay Mueller! " diye sesleniyor ve Bay Mueller şapkasını eğip , " Gunaydın Bay Haham ! " diyerek karşılık veriyordu, ta ki Naziler gelene kadar. Haham Shapira ve ailesi, köydeki diğer tüm Yahudilerle birlikte toplama kampına götürüldüler. Shapira sürekli, bir toplama kampından diğerine sürülüyordu. En sonunda, onun son durağı olacak olan Auschwitz'e getirildi.
Trende inip yere ayak bastığında, seçmelerin yapıldığı sıraya girmesi emredildi. Sıranın arkasında beklerken, uzakta kamp komutanının sopasıyla sağı solu işaret ettiğini gördü. Sola işaret ölüm anlamına geliyordu; sağ ise vakit kazandırıyor, hatta kurtuluş anlamına geliyordu.
Kalbi hızla çarpıyordu. Sıra ilerledikce komutana daha da yaklaşıyordu. Sıra ona gelmekteydi. Karar ne olacaktı; sağ mı, sol mu? Keyfi kararıyla onu alevlere atacak olan seçmeden sorumlu adamın yanına varmasına bir kişi kalmıştı. Bu nasıl bir adamdı? Binlerce insanı bir günde kolayca ölüme gönderebilen bu adam nasıl biriydi?
Korkmasına rağmen sıra ona geldiğinde cesur bir şekilde komutanın yüzüne baktı. O anda ikisinin de bakışları birbirine kenetlendi. Haham Shapira komutana doğru yaklaştı ve yavaşca " Gunaydın Bay Mueller ! " dedi. Bay Muellerin soğuk ve hiçbir hissin okunmadığı gözleri bir an için seğirdi. O da alçak sesle , " Günaydın bay Haham! " diye cevap verdi.
Daha sonra sopasıyla işaret edip, güç bela fark edilen bir baş selamıyla bağırdı: " Sağa " Yaşam'a... !
Yorum Basit bir " merhaba " nın hayat kurtarabileceğini kim düşünür? Bazı küçük- ya da bize göre basit ve küçük olan davranışlar büyük sonuçlar doğurabilir. Haham, kurtuluşunun tohumlarını, başkalarının önemsiz bir köylü dediği adama yıllarca neşeyle selam vererek atmış oldu. Bir gün kaderini bu çiftçinin belirleyeceğini düşünebilir miydi?
Yitta Halberstam © / Judith Leventha © Küçük mucizeler
|
| • yok Yorum • Yorum yaz! • Bağlantı |
Salı, Nisan 18, 2006 - HER OKULA 1 BİLGİSAYAR - LÜTFEN İLGİLENELİMMMM! |
AŞAĞIDAKİ LİNKE TIKLADIĞINIZDA SİZİN ADINIZA SPONSOR FİRMALAR 1 OKULA 1 BİLGİSAYAR BAĞIŞLIYOR.LÜTFEN DUYARSIZ KALMAYALIM.HAYDI....
http://www.ntvmsnbc.com/modules/egitimedestek/
Bu linki ARKADAŞIM arkabahcem 'nin blogunda gördüm.Teşekkürler arkabahcem şimdiden senin sayende 20 bilgisayar bağışladım bile.
|
| • 1 Yorum • Yorum yaz! • Bağlantı |
|
Hakkımda
KIZIM,EŞİM VE BEN. HOBİLERİM,ÇOCUKLAR İÇİN FAYDALI BİLGİLER,ÖRGÜLER,DANTELLER,RESİMLER,YEMEK TARİFLERİ,HİKAYELER VE HAYATA DAİR HERŞEY
|